"Çernobil'e
Yeniden Bakış ve Japonya Nukleer Felaketi"
26 Nisan 2012, Ukrayna’daki Cernobil
nukleer kazasinin 26 inci yildonumu. Ne yazikki hala, Japonya
Fukisimada meydana gelen nukleer santaral kazasinda 3 reaktor ve
sogutma havuzlarindaki atik yakitdan yayilan radyasyon kuzey yarim
kureye yayilmaya devam ediyor. Fukisima’daki erimeye devam eden
reaktorlere kamazaki iscilerinin bile yaklasmadigi sirada,
Cernobil’de patlama sonucu eriyen reaktor korunun ve diger
aksamlarinin sokulup cevreden izole edilebilmesi icin gereken 1.5
milyar ABD dolar henuz temin edilemedigi icin su ana kadar ustu
gecici olarak beton bloklarla kapatilan rektorun cevreye radyasyon
yayinlamasini onlemek icin 26 yildan beri hala 3.500 isci calisiyor.
Cernobil ve Fukisima’da meydana gelen
nukleer santral kazasi, nukleer enerji santralarinin guvenlik ve
cevresel yonlerine iliskin konulari, ve ozellikle de radyoaktif
radyasyonun sinir tanimadigini bir daha kanitlamis oluyor. Fukisima
kazasinin onumuzdeki yillarda meydana getirecegi sosyo-ekonomik ve
cevresel sorunlarini global bir perspektife koymak, Cernobil
kazasinin kuresel etkilerini yeniden incelemek, ve son yirmi bes
sende nukleer endustrisinin ve Uluslararasi Atom Enerji Ajansinin
(UAEA) gercekleri nasil saptirdigini kanitlamak icin,
Cernobilin 26 yildonumu uygun bir zaman ve zemin olusturuyor.
Cernobil kazasindan sonra yillarca
nukleer kartelin edite ettirdigi (duzelttigi) bilgileri
sunan-bildiren Uluslararasi Atom Enerjisi Ajansi (UAEA) nihayet 2003
yilinda Cernobil nukleer santralinin sebep oldugu ekonomik, ekolojik
ve saglik sorunlarini incelemek icin sozde bagimsiz bir proje
baslatti. Dunya Saglik Orgutu (WHO), Dunya Bankasi, Birlesmis
Milletler Kalkinma Programi (UNDP) ve Rusya, Ukranya, Belarus’tan
secilen resmi gorevlilerin olusturdugu “Cernobil Forumu”
adi altinda hazirlanan en son 2005 raporunda, tahmini 4 bin olum,
milyarlarca dolarlik ekonomik zarar, milyonlarca donum yasanabilir
alanda radyoaktif bulasma ve evlerinden tamamen uzaklastirilmis
milyonlarca insandan soz ediliyor.
Oysa ki bircok bagimsiz kurulus ve
arastirmaciya gore, “Cernobil Forumu”nun bulgularinin nukleer
endusturinin baskisi ile, yani bagimsiz olamadigi-biased (on yargili,
taraf tutan) ve tartismali bulundu. Ayrica, 2005 Cernobil Forum
Raporun 15 yili askin bir surede toplanan bagimsiz bilimsel verileri
UAEA nin baskilari ile goz ardi ettigi ve elde edilen sonuclarin
bagimsiz arastirmalarla da ters dustugu one suruluyor. Ustelik, sozde
UAEA tarafindan yazilan fakat nukleer kartel tarafindan edite
edilen ve global medyada yayinlanan ozet rapor, “Cernobil
Forumu”nun ana bulgularinin yani sira, Birlesmis Milletler
Atomik Radyasyonun Bilimsel Etkileri Komitesi'ne (UNSCEAR) ait 1993
tarihli bir calismadaki bulgulari icermiyor ve de bu ozet
rapor, Forumun kendi uc ana raporlari ile celisiyor.
Fukisima kazasindan sonra UAEA, ilk uc
haftada kazanin kuresel boyutlari hakkinda yine nukleer endustrinin
baskilari sonucu bir aciklama yapmamistir. Daha sonra kazanin
derecesini once 4 sonra 5 aciklamasi, nihayet son haftalardaki
bagimsiz doz olcumlerinin butun dunyaca kabul edilmesinden sonra bu
kazayi Cernobil ile ayni seviyede kabul etmek mecburiyetinde
kalmistir. Ayrica, yillardir UAEA nin yan bir kurulus olarak
calistirilan WHO hala Japonyadaki kazanin kuresel saglik bouytlari
hakkinda bir calisma baslatmamistir.
1959 yili Mayis 28 inde, WHO orgutunun
genel kurulunda yapilan bir oylama ile WHO kurulusunun nukleer guc ve
saglik alaninda yapacagi veya yayinlayacagi butun bulgu ve bilgilerin
UAEA tarafindan incelenip onaylanmasina karara verildi. Bu
anlasmaya gore; UAEA ve WHO kuruluslari “ shall consult the other
with a view to adjust the matter by mutual agreement”- “ keep
each other fully informed conserning all projected activities and all
programs of work which might be related to both parties”. Kisaca
ozetlenirse son altmis yildir bu anlasma sayesinde, Dunyadaki nukleer
santrallarin promosyonu ve nukleer meteryallarin gozetimi ve denetimi
icin kurulan UAEA, nukleer cevrimin her asamasinda meydana
gelebilecek kazalarin ve cevre sorunlarini iceren WHO
raporlarina ilk veto hakkina sahip olan tek kurulus oluyor.
Yillardir kamu oyundan sakli tutulan bu
anlasma sayesinde UAEA dunyadaki en buyuk nukleeer kazalari olan Uc
Mil Adasi, Cernobil ile ilgi yapilan uluslar arasi 1995 Genova
konferansi ve 2001 Kiev konferansinda sunulan bagimsiz bilgi ve
bulgulari hala WHO tarafindan yayinlanmasini onledi. Cernobil
Forumun bu son 2005 raporunun yillardan beri suren bir “aklama
girisimi” ve UAEA’nin nukleer endustriye cikar saglayan planli
bir yanlis yonlendirme cabasi oldugunu ileri suren WHO
nezdindeki bazi gruplar son yillarda bu anlasmanin iptali ve WHO nun
UAEA dan tamamen bagimsiz bir kurulus olmasi icin calismalar
yurutuyorlar.
Sovyet nukleer bilimcileri, 26 Nisan
1986’dan once, Cernobil nukleer enerji santralinda facia boyutunda
bir kaza olmasinin olanaksiz oldugunu aciklamisti. Yalniz, Isvec’te,
Sovyetler Birligindeki buyuk bir nukleer kazaya iliskin soylentiler
cikmasi ve 29 Nisan 1986 tarihinde, Sovyet hukumetinin inkar
cabalarina karsin, ABD’ye ait bir gozetleme uydusunun, Cernobil’in
dort numarali reaktorunun kizil alevler icinde yandigini onaylamasi
ile kacinilmaz gercek ortaya cikti.
Dunyanin “olanaksiz” denilen bu en
kotu nukleer reaktor kazasi, biribirini tetikleyen insan-teknoloji
hatalari neticesi, reaktorun gucunun normal operasyon gucunun 10
katina cikmasi neticesi 3 saniyede gerceklesti. Gok gurultusu
benzeri bir patlamayla, 2000 ton agirligindaki masif celik kapak
reaktorun uzerinden firladi ve havada 2 bin metreye kadar yukselen
buyuk miktarlarda radyoaktif enkazin cevreye yayilmasina yol acti.
Buyuk bolumu grafitten olusan180 metrik ton reaktor koru ve
yaklasIk 18 milyon kurilik radyoaktif serpintinin yolu uzerindeki
20’yi askin ulkeyi etkileyerek iki hafta boyunca yanmayi surdurdu.
Ortaya cikan olculmesi olanaksiz
radyoaktivitenin toplam miktari asla bilinemeyecekse de, 1989’da
Sovyetler Birliginde Cernobil kazasi ile ilgili ilk parlamento
sorusturmasini baslatan, eski SSCB’nin bir Yuksek Sovyet uyesi ve
Ukrayna’nin ABD Buyukelcisi de olan Dr. Yuri M. Shcherbak, resmi
Sovyet rakami olan 90 milyon kurinin minimum rakam oldugunu soyluyor.
Avrupa ve Asya’nin buyuk bir bolumunu etkileyen toplam
radyoaktivite miktari, Batili bilim adamlari tarafindan birkac kat
daha fazla hesaplanmis olsa da, tutucu Sovyet rakamlari bile, Ikinci
Dunya Savasi’nda Hirosima ve Nagazaki’ye atilan atom
bombalarindan kaynaklanan radyasyonun yuzlerce kat fazlasina denk
dusuyordu.
Ilk yirmi yedi yilda ortaya cikan
sonuclar
Cernobil kazasindan kaynaklanan
hastaliklarin artan sIkligi konusundaki tartisma 10 yillarca surecege
benziyor. Bugune dek, Cernobil radyasyonu nedeniyle kac kisinin
oldugu ya da hastaliklarla yasamak zorunda kaldigi acikca
bilinemiyor. Bunun nedeni, Sovyetler Birligi doneminde yorede yasayan
cocuklarin sistemli olarak bir yerden baska bir yere gonderilerek
yeniden yerlestirilmesi ve kurbanlarin tibbi kayitlarinin yok
edilmesidir. Sadece Ukranya’da 2.300 irili ufakli yerlesim alaninda
yasayan 2.6 milyon insan bosaltilarak devamli baska sehirlere
yerlestirlidi
Buna karsin, 1992 Rio Zirvesi’nde
konusan Dr. Shcherbak’a “32 bin olum oldugu soylenebilir”
demisti. Bunlarin cogunlugunu, ilk yangina mudahale eden, patlayan
reaktor korunun cevreye yayilan parcalarini temizleyip, yakindaki
sahalara gomen 800 bin isci ya da “temizlikci”ler
olusturuyor. Rusya Sivil Savunma Bakanligi’na gore, temizlikcilerin
yuzde 38’i hastadir. Ukrayna Saglik Bakanligi’nin
gerceklestirdigi 1995 yilindaki basin aciklamasina gore, “Bakanliklar
arasi Uzman konseylerine gore, Cernobil kazasinin etkilerine bagli
olarak yalniz 1993’te olen temizlikcilerin sayisi 805, 1994’te
ise 532dir.”
Nukleer reaktor kazasindan sonra,
Ukrayna, Rusya ve Beyaz Rusya’da, 260 bin kilometrekare toprak hala
radyoaktif sezyum -137 ve stronsiyum - 90 ile kirlenmis durumdadir.
Bu kirlilik bazi bolgelerde kilometrekare basina 1 kuri’yi asiyor
ve neredeyse 9 milyon insani etkiliyor. Stronsiyum-90 kimyasal olarak
kalsiyuma benzer, bu nedenle de gelismekte olan bebeklerde,
cocuklarda ve ergenlerde kemiklere yerlesir. Bir kez kemige yerlesti
mi de bagisIklik sistemi hucrelerinin yaratildigi kemik iligini
isinlar. Cernobil kazasinin hemen ardindan Ukrayna ve Beyaz Rusya’da
radyasyondan en fazla etkilenen 4’er bin kilometrekarelik alanda
60 yerlesim yerinde yasayanlar farkli yerlere yerlestirilmisti. Buna
karsin kazadan 1 yil sonra geri donen Ukrayna’da cogu yaslilardan
olusan bin 500 aile, bugun hala yasadisi olarak “bosaltilmis alan”a
yasiyor. Ukrayna hukumeti bu aileleri yeniden bosaltilmis alanin
disina cikartmak ve yeni yerlesim yerleri kurmak icin uluslararasi
maddi destek arayisinda.
Kazanin ilk gunlerinde, 13 bin cocuk
tiroid kanserine yol acan kisa omurlu bir radyoaktif izotop olan iyot
- 131 iceren gazlari solumustu. Bunlarin 4 bin kadari, nukleer
endustri calisanlarina butun yil icin tavsiye edilen radyasyon
dozlarindan 20 kat fazlasina, yani 2 bin rontgen esdegerine maruz
kaldi.. Su ana kadar, resmen Cernobil faciasinin kurbanlari olarak
taninan, 356 bini temizlikci, 870 bini cocuk olmak uzere, 3 milyondan
fazla insanin yararlanmasi icin Ukrayna hukumeti, butcesinin yuzde
5’inden fazlasini harciyor. Ayrica, zamaninda Sovyetler
Birligi’nin “tahil ambari” olarak adlandirilan ulkede,
hala radyolojik denetimden gecirilerek piyasaya suruluyor. Ardarda
ekonomik krizler yasayan Ukrayna hukumetinin tek basina bu isin
altindan kalkmasi olasi gorulmuyor.
Halen yaklasIk 20 milyon kuri’lik
radyoaktivite duzeyine sahip olan 10 binlerce ton nukleer yakit ve
reaktor parcasi, alelacele 30 kilometrelik bolgedeki 800 degisIk
sahada gomulu duruyor. Bu radyasyonla tehlikeli boyutta kirlenmis
bolgeyi temizlemek, en az 30 yil ve milyarlarca dolara mal olacak.
Buna ek olarak, 4. unitenin uzerine yapilmis olan ve erimis reaktor
koru ya da adeta “bu dunyaya ait olmayan” radyoaktif lavdan
olusan 200 ton nukleer yakiti barindiran mevcut lahit, patlamaya
hazir bir bomba gibi duruyor. Alti ayda buyuk bir aceleyle yapilan ve
300 milyon dolara mal olan bu lahdin 20 yil dayanmasi planlanmisti.
Buna karsin, lahdin batisindaki duvarlar bel vermis durumda, kursun
kapli catisi delik, desIk olup, yagmuru ve erimis kar sularini
iceriye sizdiriyor.
Uzmanlara gore lahit, yeni bir Cernobil
felaketine yol acarak her an kucuk bir depremde bile cokebilir. Daha
fazla yikimi onlemek icin, mevcut lahdin cevresine bir “super-lahit”
yapilmasi konusunda Bati ulkelerle yapilan uzun gorusmeler,
araliklarla kesildi. Cunku, fon gorusmelerini yuruten Fransa
onderligindeki AB ulkeleri, daha once aldigi fonlarla lahdi onarmayan
Ukrayna hukumetine yeniden fon saglamak yerine, kendi sirketleriyle
calisma zorunlulugu getirdi. Eger her sey yolunda giderse, yeni
lahdin yapimi, 2012’da bitirilmesi ve 1.2 milyar dolara mal olmasi
bekleniyor.
Kaza nedeniyle Avrupa’da bircok ulke,
bugune kadar ekonomik kayiplar yasadi. Beyaz Rusya hukumetince
kazadan sonra yapilan tahmine gore, 1986 - 2005 yillarindaki toplam
ekonomik yikimin bedeli, 235 milyar dolar oldu. Bu ise Sovyetler
Birligi’nin dagilmasindan sonra Beyaz Rusya’nin 1991 yili
butcesinin 21 katina esitti. 1994’de kadar Beyaz Rusya hukumeti
butcesinin yuzde13,46’sini Cernobil kazasinin etkilerini en aza
indirmek icin harcamisti.
Sovyetler Birligi’ndeki toplam
yikimin boyutu, o sirada Sovyetler Birligi Enerji Muhendisligi
Arastirma Gelistirme Enstitusu bas ekonomisti olan Yuri Koryakin
tarafindan hesaplanmisti. Koryakin’in analizi, Sovyetler
Birligi’ndeki 1986 - 2000 yillarindaki toplam kaybini 283-358
milyar dolar olarak belirlemisti. Kazadan sonra, Avrupa’daki bazi
hukumetlerin urunlerini ve hayvanlarini imha etmek zorunda kalan
ciftcilere odedikleri toplam tazminat miktari, Ingiltere’de 18
milyon dolar, Almanya’da 307 milyon dolar, Avusturya’da ise
94 milyon dolardi.
Hala, Ingiltere’de, Cernobil’den 2
bin 500 km uzakta, toplam 382 ciflikte yaklasIk 226.500 koyun icin
80.000 hektar cayirlik alanda kazadan beri sinirlayici duzenlemeler
vardir. Baslangicta 1986’da 1,7 milyon hektarlik arazideki 3,3
milyondan fazla koyun kisitlama altina alindi (UK Food Standards
Agency, 20 Subat 2004). Koyunlar kirlenmis meralarda yetistirilip,
karmasIk alan yonetim planina gore “temiz” meralara nakledilerek
etlerindeki sezyum orani (kilo basina radyoaktivite) belirlenen yasal
sinirin altina dusene kadar (aslinda kilo alarak koyunlarin
olgunlasmasi gibi) birkac ay buralarda otlatilmaktadir.
Guney Almanya’da kirliligin en yogun
oldugu alanlarda, toprak kirliligi, sezyum-137 olculmus ve
metrekarede 70 bin bekerel uzerinde bulunmustur.
(htpp//www.chernobyl.info/en/Facts/Health/ConsequenceOtherCountries/#
Sources). Hala Alman avcilarina kirlenmis av etinden dolayi
tazminat odeniyor. Bazi mantar cesitleri ve cilekler belirlenen
limitlerin cok uzerinde kirlidir. Kazadan sonra Italya ve Almanya’da
radyoaktivite seviyesinin-sinirlarin asildigi yerlerdeki ciftciler
ekili alanlari yeniden ekip bicmezken, Ne yazikki, Fransiz hukumeti
bu gibi tarim alanlarinda onlem almaya gerek olmadigini
dusunmektedir. Ornegin; KorsIka’dan gelen sutlerde iyot-131
kirlilik duzeyi litrede 10 bin bekerelin uzerinde, AB yasal
sinirlarindan 20 kez daha yuksek olculmesine karsin ozellikle de
cocuklari korumak adina Fransizlardan hicbir resmi aciklama
yapilmamistir (Corrinne Castanier “Contamination des sols Francais
par le retombes de l’accident de Tchernobyl” analizi, CRIIRAD, 24
Nisan 2003).
Nukleer santralar ve Insan sagligi
Elektrik ureten nukleer santrallar,
normal calismalari sirasinda ve irili ufakli kazalarda sistemli bir
bicimde atmosfere, deniz, gol ve nehir yataklarina nukleer silah
denemelerinden daha cok radyoaktif atik birakiyor. Beta, gama ve alfa
gibi iyonize edici radyoaktif isin yayan bu izotoplarin en onemlileri
sunlardir: Ortalama yarilanma omurleri 30 yil civarinda olan,
kripton–85 (Kr–85), sezyum–137 (Cs–137), plutonyum-241
(Pu–141) ve yarilanma omurleri yuzbinlerce yil olan karbon–14
(C–14), teknesyum–99 (Tc–99), iyot–129 (I–129),
sezyum–135 (Cs–135), plutonyum–239 (Pu–239) gibi izotoplar.
Bunlara ek olarak ornegin, normal
olarak calisan bir nukleer santralda, 1000 megavatlik kurulu
gucundeki bir reaktorun 1 yillik calismasindan sonra cikarilan atik
yakit cubuklarinin her 1 tonunda yaklasIk 2 milyon kurilik, nukleer
santaralin normal calismasi sirasinda yeni yaratilmis radyoaktif
izotoplar bulunuyor. Bu atik yakit cubuklari reaktor cevresindeki
havuzlarda saklanacak bile olsa, en az 100 yil sonra bunlarin
radyoaktivite duzeyi 30 bin kuriye duser ki, bu oranda radyasyon hala
canlilar icin cok tehlikelidir. Eger bu 1 ton atik yakit cubugu
yeniden isleme tesislerinde nitrikasit icerisinde cozulerek Pu-239
ayristirilirsa, bu 2 milyon kurilik sivilasmis atigin hacmi en az 200
kat artarak cevreden yalitilmasi daha da zorlasir.
Nukleer santrallerin tehlikesi
konusunda bu tesislerin sadece kaza yasandigi zaman tehlikeli
olduguna dair bir yanilgi mevcuttur. Bu tesisler, isletim sureleri
boyunca hicbir kaza yasanmasa dahi, dogaya ve insanlara son derce
ciddi zararlar veren iyot kripton, sezyum, stronyum gibi radyoakitf
izotoplar yayaralar. Bu izotoplarin hepsinin izotop yogunlugu yani
ornegin bir saniyede yayinladiklari partikul sayisi farklidir ve
ayrica hepsinin yari omru, yani yayinladiklari radyasyon sureleride
farklidir. Ornegin; 137Cs (CESIUM) saniyede 2.700.000 defa bozunarak
radyasyon yayinlar ve saniyede 700 defa bozunan 238Pu (PLUTONIUM) den
cok daha cabuk dogada yok olabilmesine ragmen, toksIk yani
zehirleyici etkisi oldukca yogundur. 90Sr (STRONTIUM) ve
137Cs (CESIUM) un kimyasal yapisi Kalsiyum’un kimyasal yapisina
benzedigi icin buna maruz kalan insanin kemik iligine dogrudan
yerlesmekte ve basta losemi olmak uzere pek cok kansere sebeb
olmaktadir.
Guvenli sayilabilecek kadar dusuk bir
radyasyon duzeyi yoktur. Kanser genelde insani rastlantisal bir
bicimde ve uyari yapmaksizin vuran bir hastalik olarak algilanir. Bu
yanlis anlayis, kanserin nedenleri uzerine yapilmis binlerce
arastirmanin sonuclarini goz ardi ediyor. Bu arastirmalardan elde
edilen sonuclar, insanlarda gorulen kanserlerin cogunun kimyasallar,
virusler, kalitim ve radyasyon nedeniyle oldugunu gosterdi. Radyasyon
nedeniyle kanser olusumu, canli hucrelerdeki temel etkinlik bicimi
acisindan, kimyasal madde kaynakli olanlara benzer. Kanser yapici
bircok kimyasal gibi, radyasyonun da mutasyon yapici etkisi olup, bu
nedenle DNA’da tahribata yol acarak kotu huylu olusumlari
baslattigi biliniyor.
Kanser olusumunu baslatabilen doza
maruz kalinmasiyla, kotu huylu bir olusumun ortaya cikmasi arasinda
genellikle birden fazla yil gecer. Radyasyon tahribatina ugrayan
hucrelerin, hizla bolunerek ur olusumunu tetikledigi ve eger fark
edilmezse kansere yol actigi dusunuluyor. Bomba serpintilerinden,
reaktor kazalarindan, rutin olarak nukleer enerji santrallarindan
kaynaklanan dusuk duzeyde radyasyon ve izotoplarin, insan ile diger
canlilara onceleri dusunuldugunden cok daha fazla zarar vermis
olabilecegini gosteren bircok inceleme yapildi.
Kanadali radyasyon biyologu Dr. Abram
Petkau, maruz kalma suresi ne kadar uzun olursa, bagisIklik
sisteminin kan hucrelerinin, yikima ugratilmasina yetecek dozun o
kadar dusuk oldugunu deneysel olarak kanitladi. Petkau, bagisIklik
sisteminin makro molekullerinin surekli dusuk duzeyde iyonize edici
radyasyona maruz kalmasi durumunda, serbest radikallerin yaratildigi
sonucuna vardi. Bir serbest radikal, canli hucrelerin diger
molekullerine saldiran ve hedefinden bir elektronu kopartarak
kendisini yansiz hale getirmeye calisan, guclu enerjili bir parcacik
olarak bilinir.
Son arastirmalar, vucudumuzda
milyonlarca yillik evrimlesme sonucunda uretilen serbest radikallerin
yararli gorevleri oldugunu ortaya koydu. Yalniz, hucrelerimizin
radyasyona maruz kalmasi sonucunda ortaya cikan serbest radikaller
(tipki tiroid bezimizdeki dogal iyot dengesini bozan radyoaktif iyot
– 131’in kansere yol acmasi gibi) mevcut dengeyi bozuyor. Serbest
radikallerde olusan bu dengesizlik, yasamin temel yapi taslarini
olusturan DNA molekulleri de dahil, yasam icin gerekli molekullerin
kimyasal bilesimlerine zarar verir.
Gozle gorulebilen isigin otesindeki
ultraviyole, X-isinlari ve gama isinlari gibi, neredeyse her tur
radyoaktif bozunumda uretilen herhangi bir iyonize edici
elektromanyetik radyasyona maruz kaldiginda, DNA zincirinin molekuler
yapisinin tahrip oldugu bircok yildir biliniyor. Gercekten de cok
dusuk duzeyde bir radyasyon, DNA molekullerinin (A-adenin, T- timin,
G-guanin, ve S-sitozin) icine nufuz ederken, bu radyasyonun enerjisi,
DNA’yi cogu zaman saglam birakir, genelde A, G, S’nin azotlu
yapisinca emilir ve isiya donusturulur. Ama, eger enerji, DNA
zincirindeki bir T’ye komsu olan bir diger T tarafindan emilirse bu
oldukca zararlidir. Bu durumda, emilen enerji isiya donusme olanagi
bulamadan, iki komsu T, kimyasal bir reaksiyona girerek T - Fotodimer
adi verilen yeni bir kimyasal bilesIk olusturur. DNA’da tahribat
olmustur. Bu ise iki T’nin yerinde, DNA uzerinde calisan enzimlerin
gelisimini durduran yepyeni bir kimyasal bilesIk ortaya cikmis oldugu
anlamina gelir.
Yalnizca A,T,G ve S harflerini tanimak
uzere milyonlarca yil suren bir evrimsel egitimden gecen enzimler, bu
gizemli yabanciyi engelleyerek, DNA'nin bilgilerini kopyalayamayacak,
RNA-proteinleri sentezleyemeyecek, boylece hucredeki tum yasam
duracak ve hucre olecektir.
Bilimsel Bulgular
Bu yasamsal bulgularin isiginda,
Pittsburgh Universitesi Tip Fakultesi’nde Radyoloji (Emeritus)
Profesoru Dr. Ernest J. Sternglass ile unlu istatistikci ve eski ABD
Cevresel Koruma Ajansi (Environmental Protection Agency - EPA) uyesi
Dr. Jay Gould tarafindan yurutulen asagidaki calismalardan soz etmeye
deger. 30 yildir isletilen ve dunyanin en radyoaktif yerlerinden biri
olan Savannah River Nukleer Tesisi, Guney Karolayna eyaletinde
bulunuyor. Bu tesiste, ABD hukumetinin envanterinin yarisindan
fazlasini olusturan, neredeyse bir milyar kuri’lik yuksek duzeyde
nukleer atik depolaniyor.
Dr. Sternglass ve Gould’un eyaletin
tibbi kayitlarina iliskin analizine gore, 1968 - 83 yillarindaki 15
yillik bir donemde, Guney Karolayna’da cocuk hastaliklarindan olum
oranlari yuzde 13 artti; dogumsal anomalilerden kaynakli cocuk olum
oranlari ise ABD ortalamasindan yuzde 25 daha hizli artarak, daha da
sasirtici bir bicimde yukseldi. Bu donemde, Guney Karolayna’da
akciger kanserlerinde de uc kat artis yasanmis, kucuk cocuklarin
kemiklerindeki Stronsiyum-90 okumalari ise yuzde 45 yukselmisti.
28 Mart 1979 tarihli Three Miles Island
(TMI) kazasinin ardindan, enerji santrali yakinlarinda yasayanlar,
TMI’nin sahibi ve isletmecisi olan Metropolitan Edison Company adli
sirkete karsi yaklasIk 2 bin 500 dava acti. Davacilar, dogumsal
anomali, ani dusuk, kisirlik, kanser ve losemi gibi radyasyon
kaynakli hastaliklara yakalandigini one surdu. Gercekten de 1979 -
1980 yillarina ait Pennsylvania eyaleti resmi yasam istatistiklerine
gore, Dauphin County’deki bebek olum oranlari onceki iki yilin
oranlarindan yuzde 37 daha yuksekti. Ironik olarak, ayni donemde
ABD’deki bebek olum oranlari yuzde 8 dusmustu. Aslinda, Dr.
Gould'un analizi, ayni zamanda, TMI Santrali’ni cevreleyen on
yerlesim birimindeki dogumsal anomalilere bagli bebek olumlerinin,
ABD’dekinden yuzde 20 daha hizli arttigini da gosterdi.
Isvicreli saglik yetkilileri II. Dunya
Savasi’ndan sonraki donemi kapsayan bir dizi yillik olum verisi
yayinlamisti. Isvicre’de 1968 yilindan bu yana yapilmis olan bes
nukleer reaktorun tumunun, cevreye onemli miktarlarda radyoaktif
izotop yaymis oldugu ve Isvicre’nin alti milyonluk nufusunun buyuk
bir bolumunun yasadigi Isvicre platosunda bulundugu gerceginin alti
cizilmelidir. Isvicre verilerinin Dr. Sternglass ve Gould tarafindan
yapilan istatistiksel analizi, asagidaki gercekleri ortaya cikardi:
Isvicre’de losemiden ve epitel olmayan kanserlerden olum orani,
1945 yilinda bin kiside 0,16 iken, 1983 yilinda 0,32’ye cikti. 1980
- 1983 yillarinda meme kanserinde de yilda yuzde 5,5’lik keskin bir
artis vardi. 25 - 44 yaslarindakilerde enfeksiyon hastaliklarina
bagli toplam olumlerin yuzdesi, 1983 yilinda 0,66’dan 1989’da
1,14’e yukseldi ve bu yuzde 72’lik bir artis demekti.
Oregon eyaletinin ayrintili yasam
istatistiklerinin, Oregon Eyaleti Insan Kaynaklari Bakanligi
tarafindan yayinlanan bir analizi, Trojan Nukleer Enerji Santrali’nin
1975’ten beri isletilmekte oldugu Portland’da losemiye bagli
olumlerin 1980 - 1988 yillarinda yuzde 70 arttigini gosterdi. Bu
donemde, Oregon’daki losemiden olum oranlari yuzde 32 artmasina
karsin tum ABD’de yuzde 2,7 azalmisti. Trojan Santrali’ndan
cevreye yayilan radyoaktif maddelerle yasanan saglik sorunlari
arasindaki baglanti, Massachusetts Eyaleti Saglik Bakanligi
tarafindan rapor edildigi bicimiyle, Pilgrim Nukleer Santrali
cevresinde gorulen losemi sIkligindaki benzer bir artisla daha da
guclendi. Her iki santraldan da 1976 yilindan beri havaya ve suya
benzer miktarlarda radyoaktif iyot ile kemiklere yonelen fisyon
urunlerinin yayilimi olmustu. Her iki durumda da losemi oranlarinin,
enerji santrallarindan uzaklastikca dustugu saptanmisti.
New York’taki Radyasyon ve Halk
Sagligi Kurumunun ABD’deki nukleer santralar cevresinde yasayan
cocuklardaki losemi vakalari arstrimalarini yuruten Dr. Mangona ve
Sherman bulgulari, ( Childhood Leukaemia Near Nuclear Installations;
European Journal of Cancer Care, 2008, 17, 416-418 ) dergisine
yayinlandi. Bu bilimsel arastirmada 1957-1981 yillarinda faaliyete
gecen 67 degisIk bolgedeki 51 nukleer santral uc kategoriye
ayrilarak, yani 1957-1970 ve 1971-1981 faaliyete gecen ve halen
isletmede olanlar ile kapanan santralarin cevresinde yasayan 25
milyon nufus icerisindeki cocuklarin kanser istatistikleri
incelenmistir. Arastirmada ayrica, 0-9 yaslari ile 10-19 yaslarindaki
cocuklarin losemi oranlari da karsilastirilmistir.
Bu bilimsel raporda, 1957-1981 yillarda
faaliyete gecen ve halen calisan nukleer santrallar cevresinde
yasayan 0-9 yas gurubundaki cocuklardaki losemi artisi yuzde 7,3
artmistir. 10-19 yas grubundaki cocuklardaki losemi artisi ise yuzde
14,1 olarak saptanmistir. Tum cocuklardaki losemi artisi ise yuzde
9,9’dur. Arastirmada 1957-1970 yillarinda kurulan ve halen calisan
eski tip nukleer santralarin cevresinde yasayan 0-9 yas grubundaki
losemi artisi yuzde 11,9, 10-19 yas grubundaki cocuklardaki losemi
artisi ise 18,5 olarak saptanmistir. Bu santrallarin cevresinde
yasayan tum cocuklardaki losemi artisi ise yuzde 13,9 olarak
belirlenmistir.
Bilimsel makalede ayrica
Akkuyu’da kurulacak nukleer santrala denk kurulu gucte olan
ve 1967’de faaliyete gecen San Diego yakinlarindaki San Onofre
Nukleer Santrali’nin cevresinde yasayan, 0-9 yas grubundaki
cocuklardaki losemi artisi yuzde 20,8, 10-19 yas grubundaki
cocuklardaki losemi artisi ise yuzde 41,1 olarak belirlenmistir. San
Onofre’nin cevresinde yasayan tum cocuklardaki losemi artisi ise
yuzde 29,9 olarak saptanmistir. Yine bu bilimsel calismada ayrica
1957-1981 yillarinda faaliyete gecmis ama halen kapali olan nukleer
santrallar cevresinde yasayan cocuklardaki losemi vakalarinda
dususler gorulmustur. Bu santralarin cevresinde yasayan 0-9 yas
gurubundaki cocuklardaki losemi oranlarindaki dusus yuzde 5,2, 10-19
yas gurubundaki cocuklardaki losemi oranlarindaki dusus/azalma yuzde
6, tum cocuklardaki dusus ise yuzde 5,5 olarak saptanmistir.
Cernobil Formunun yayinaldigi 2005
raporunda gozardi edilen yuzlerce bagimsiz bilmsel raporlarin hepsini
bu makalede yer vermemize imkan yok. Fakat
UNDP-UNICEF misyonu
2002 ozetlerinde (The Human Consequences of the Chernobyl Nuclear
Accident- A Strategy for Recovery, Report commissioned by UNDP and
UNICEF with the support of UN-OCHA and WHO, 25 Ocak 2002) soyle
denilmektedir: “Cernobil kazasini takiben, patlamadan ciddi sekilde
etkilenen bolgelerde dogum orani hizla dustu. Belarus’un Gomel
bolgesinde, 1986-2000 yillarinda, dogum orani yuzde 44 oraninda
azalirken olum orani yuzde 60’in uzerine cikti ve dogal nufus
gelisimi + yuzde 8’den - yuzde 5’e dustu”. “Etkilenmis
bolgelerdeki halk sagligi ve esenligi cok kotu durumdadir... Ornegin,
10 yildir Belarus, Rusya ve Ukrayna’da erkekler icin omur
beklentisi, dunyanin en yoksul 20 ulkesinden biri olan ve uzun
zamandir sure giden bir savasin ortasindaki Sri Lanka’ninkinden
bile daha azdir...”
Ukrayna hukumeti yaklasIk 2 bin kisinin
“Cernobil felaketiyle baglantili hastaliklardan” etkilendigini
kaydetmisken bu sayi 1 Ocak 2003 itibariyle, durum korkunc bir hizla
daha kotuye gitmektedir ve hemen hemen 100 bine yukselmistir.
Chernobyl disaster, Report of the Secratary-General, UN General
Assembly, 29 Agustos 2003 (Report of the Government of Ukraine, Annex
III of UNSG’
PsIkososyal sorunlar: Amerikan
Uluslararasi Kalkinma Ajansi’nin (AID) Cernobil hasta cocuklari
programinda (CCIP), yaklasIk yuzde 14 ya da muayene edilen 110 bin
cocuktan 15 bininin “agir depresyon ve intihar egilimiyle” acil
yardima ihtiyaci oldugu saptandi (UNGS, Optimizing the internotional
effort study, mitigate and minimize the consequences of the Chernobyl
disaster, Report of the Secratary General, UNGA, 29 Agustos 2003),
gezici gezici psIkolog ekibinden acil konsultasyon talep edildi.
Tiroit Kanserinde Hizli Artis: Belarus
hukumeti 1986-2001 yillarinda yalniz kendi ulkelerinde 8 bin 358
tiroit kanseri vakasinin yasandigini, bunlardan 716’sinin
cocuklarda, 342’sinin ergenlik cagindakilerde ve 7 bin 300’unun
yetiskinlerde oldugunu acikladi (Report of the Government of Belarus,
Annex I of UNSG, Optimizing the international effort to study,
mitigate and minimize the consequences of the Chernobyl disaster,
Report of the Secratary-General, UN General Assembly, 29 Agustos
2003). Yeni calismalara gore, 1970-2001 yillarinda Belarus’da
yaslara gore tiroit kanserindeki ortalama artis orani erkekler
arasinda hemen hemen 9’a (yuzde 775 artis ), kadinlar arasinda da
20’ye katlanmistir (yuzde 1925 artis ) (Martin C. Mahoney, et al,
Throyid cancer incidence trends in Belarus: examining the impact of
Chernobyl, International Journal of Epidemiology, electronic
summuray, 27 Mayis 2004).
Kalitimsal Etkiler: Yasami yok eden
etkilerin otesinde, Cernobil’in etkisi gelecek nesillere de
tasinmaktadir. Karl Sperling ve arkadaslari tarafindan 1987 ocak ayi
basinda Bati Almanya’da yayimlanan raporda, Down sendromunda onemli
bir artis oldugu rapor edilmektedir. 2 veya 3 olmasi beklenen vaka
sayisi 12 olmustur. Anne yasi dagilimi gibi artisi aciklayabilecek
faktorler haric tutuldugunda artisa neden olabilecek tek faktor
Cernobil faciasi kalmaktadir (Sperling KS, Jpelz, RD Wegner et al.
Significant increase in trisomy 21 in Berlin nine months after the
Chernobyl reactor accident: temporal correlation or causal relation?
Br. Med. J. 309: 157-161, 1994).
Nukleer santralar ve deniz yasami
Ingiliz Times Online Haber Ajansi’nin
4 Nisan 2008 tarihli bir haberinde Oxford Universitesi’nde Dr.
Peter Anderson’in yuruttugu arastirmanin “Ingiltere’nin deniz
kenarlarinda elektrik ureten nukleer reaktorlerin sogutma suyuna
takilan yetiskin, yavru baliklarin ve lavranin olum oraninin, ticari
balik sanayisince yakalanan/avlanan balik oranin yuzde 46’si kadar
oldugu” sonucuna yer verilmistir.
2008 yili Eylul ayinda ABD Kaliforniya
ayaleti tarafindan hazirlanan resmi raporda ( Diablo Canyon Nuclear
Power Plant Independent Scientist Recommendation to the Regional
Water Quality Board item 15 attachement 1. Sept. 2005 meeting). “
Diablo Canyon nukleer santralinin kuruldugu okyanus kiyisinda 74
kilometre uzunluk ve 3 lkilometre acikliktaki yaklasIk 225
kilometrekarelikm deniz alaninda yasayan balik turlerinin yuzde 10.8’
nun oldugu saptanmistir..Yine bu deniz kiyisinda120 kilometrelik kiyi
seridinde yasayan kaya baliklarinin 1997 v3 1998 yiliariarasindaki
olum oranin da yuzde 11.4 tur. Bir yilda bu santralin sogutma sugutma
sisteminde sorkile edilerek haslanan/olen Lavra sayisi ise 1.481.383
olarak tesbit edilmistir”.
Bugun, TMI’dan 27, Cernobil’den 20,
Baris icin Atom Programi’nin baslatilmasinin uzerinden de 50 yili
askin bir sure gecmisken, nukleer enerji basarisiz bir teknoloji
olmayi surduruyor. Buyuyen dev olumcul radyoaktif atik yiginlari
sorunu icin bir cozum bulunmuyor. Nukleer enerji, hala elektrik
uretmenin en pahali yolu. Reaktorlerin calismasi, dunyanin her
yaninda kabul edilemez, ongorulemez guvenlik, halk sagligi ve
silahlarin yayilmasi risklerini yaratiyor.
Bunlar, yasamak zorunda
kaldigimiz nukleer cagin bazi gercekleri. Dr. Scherbak, bir bashekim
ve Cernobil kazasi tanigi olarak, Scientific American Dergisi’nin
1996 Nisan sayisinda yayimlanan makalesinde soyle demisti: ''Bu
facia, siyasilere teknik konularda onerilerde bulunan bilim
adamlarinin ve diger uzmanlarin omuzlarina dusen buyuk sorumlulugu
gosteriyor... Insanlik, 26 Nisan 1986 gunu safligini yitirdi.
Cernobil sonrasinda yeni bir doneme girdik ve hala bunun tum
sonuclarini anlamak zorundayiz."
Hayrettin Kilic Ph.D.
The Green
Think Tank of Turunch Foundation. N.J. USA