1
ÜÇÜNCÜ KÖPRÜ VE İSTANBUL ORMANLARINA ETKİLERİ KONUSUNDA İ.Ü.ORMAN
FAKÜLTESİ TARAFINDAN HAZIRLANAN RAPOR ÖZETİ
3. Boğaz köprüsünün yapılmasının gündeme gelmesi, bundan önce yapılan iki köprüde olduğu gibi
ülkemiz kamuoyunda yoğun tartışmalara neden olmaktadır. Bu tartışmaların odak noktasını genel
olarak zarar görecek çevre ve onun da en önemli öğesi olan orman ekosistemleri oluşturmaktadır.
İstanbul’un kuzeyinin ormanlar ile kaplı olması, kent ve insanları için refahı artıran büyük bir şans
oluşturmaktadır. Çünkü bu ormanların özellikle karbon tutma ve havadaki tozları filtreleyerek ürettiği
temiz hava kuzeyden esen hakim rüzgârlar ile kentin hava ve yaşam kalitesini artırmaktadır. Gelişmiş
pek çok batı ülkesinin kent insanları ve ormancıları, ormanlarının kentlerine sağladığı temiz hava ile
gurur duymaktadır.
İstanbul’un kuzeyindeki ormanlar, aynı zamanda bu kentin içme ve kullanma suyu gereksinimini
karşılayan ve toplam su depolama kapasiteleri 817,6 milyon m3 olan Avrupa yakasındaki Terkos, Büyük
Çekmece, Alibeyköy ve Sazlıdere, Anadolu yakasındaki Ömerli ve Darlık barajları ile 110 milyon m3 lük
Istranca ve 145 milyon m3 lük İsaköy ve Sungurlu (Yeşilçay projesi) derelerinin havzalarını
içermektedir.
İstanbul’un kuzeyinde yer alan Belgrad Ormanları yüzlerce yıldır İstanbul’un su ihtiyacını karşılama
işlevini yerine getirmekte ve 7 adet bendi barındırmaktadır.
Aynı ormandan, içinde İ.Ü. Orman Fakültesinin yer alması nedeniyle, 150 yılı aşan süreden beri
ülkemiz ormancılık eğitiminde, eğitim, öğretim ve araştırma ormanı olarak yararlanılmaktadır..
Belgrad Ormanı biyolojik çeşitlilik açısından değerlendirildiğinde bu ormanda, doğal liken ve
yosunlardan 20 tür, atkuyrukları ve eğreltilerden 1 tür, açık tohumlulardan 1 tür, kapalı tohumlulardan
380 tür olmak üzere toplam 402 bitki türü bulunmaktadır. Bunlar içinde genel olarak orman alanını
kaplayan meşeler, hakim ağaç türü olarak büyük önem taşımaktadır. Ayrıca, Belgrad Ormanında 42 tür
gündüz kelebeği, 146 kuş türü, yaklaşık 22 memeli türü, çeşitli kurbağalar ve sürüngenler yaşamını
sürdürmektedir.
Aynı orman içerisinde yer alan Atatürk Arboretumu ülkemizde ilklerden biri olup, 1949 yılında
kurulmuştur.
Öte yandan Belgrad Ormanı ile birlikte İstanbul ve çevresindeki orman alanları, dünyanın önemli kuş
göçü yoğunlaşma alanlarından olup, yüz binlerce su kuşu, yırtıcı ve ötücü kuş türüne göç döneminde ev
sahipliği yapmaktadır. Bu özellikleri nedeniyle İstanbul Boğazı, ülkemizde ve dünya üzerinde kuş
göçünün en iyi izlenebildiği yerlerden biridir.
3. köprü ve bağlantı yollarının Adapazarı, Kocaeli, Tekirdağ ve Kırklareli ormanlarını da etkileyeceği ve
bu alanın 5000 hektar civarında olacağı iddia edilmektedir. Bu yollar için Çevre ve Orman
Bakanlığından irtifak hakkı alınması yeterli olacak, bu şekilde devlet özel kişilere ait arazilerin
kamulaştırılması gibi ağır bir yükten kurtulmuş olacaktır.
2
Kesilen ağaçlar ile karbon stoğunun yok edilmesi yanında karbonu depolayan vejetasyonun da işlevinin
ortadan kaldırılması söz konusu olacaktır
Buradaki ormanlar içinden geçecek olan karayolları yangın riskini de beraberinde getirecektir.
Ayrıca, bütün otoyollarda olduğu gibi, önemli bir sorun da araç egzozlarından çıkan gazların çevreye
olan etkileridir.
Dünya üzerindeki biyoçeşitliliği tehdit eden etkenlerin başında, büyük yaşam ortamlarının yapılacak
yollar ile daha küçük yaşam ortamlarına bölünmesi, bu nedenle de söz konusu ortamların kullanım
şekillerinin değişmesi gelmektedir.
Bunun yanı sıra yoğun trafiğin gürültüsü bu bölgelerde yaşayan canlıların yaşam alanlarını terk
etmesine neden olacaktır
3. köprü nedeniyle yapılacak yollar, daha önceki örneklerde olduğu gibi her türlü yapılaşma ve
yerleşme için çekim alanları oluşturacaktır. Sözü edilen yapılaşma ve yerleşmeler için de en çekici arazi
kamusal alanlar ve orman alanları olacaktır. Yeni oluşacak yerleşim birimlerinin ve diğer tesislerin ne
boyutlara varabileceğini birinci ve ikinci köprü yollarının neden olduğu yerleşme ve yapılaşmalar
göstermektedir.
Bilindiği gibi ormanların yararlarını, odun ve diğer orman ürünlerinin kaynağı olması, su üretimi, su
varlığını koruma ve düzenlemesi, toprağı koruması, biyolojik çeşitliliği geliştirmesi, iklim üzerinde
olumlu etki yapması, rekreasyon yönünden yararı, sağlık üzerinde etkili olması, iş alanı ve geçim
kaynağı sağlaması, ulusal savunma ve güvenlik yönünden yararları, şeklinde sıralayabiliriz.
Toplumlar yukarıda sayılan orman işlevlerinin hangilerinden, ne ölçüde yararlanacağı ve ormana ne
miktar alan ayıracağı konusu ile ilgilenmek ve karar vermek durumundadır. Ayrılacak alanın
büyüklüğü o ülkenin doğal, ekonomik, sosyal ve kültürel koşullarına bağlı bulunmaktadır.
Belirtilen kapsamda, yapılacak 3. Köprü için ormanlardan alan tahsis edilmesi halinde, çevredeki
ormanların pek çok yararından vazgeçilecektir. Ayrıca, rekreasyona, turizme, toplumun refahının
artırılmasına tahsis edilmesi gereken alanlar toprak yağması ve spekülasyona kurban edilecektir.
Ancak, bu yararların ithal edilememesi, ikame maddelerinin olmaması, yaşamsal değerde bulunması
konuları da göz önünde bulundurulmalıdır. Ormana ayrılacak alanların büyüklüğünün belirlenmesi ve
ormanların korunması salt siyasal irade değişikliklerine ve özlemlere bağlı kalmamalı, uzun dönemli
politikalarla belirlenmelidir. Çünkü ülkemiz ormancılığı ve ormancılık eğitimi 150 yılı aşan bir süreden
beri, ormancılığımızda devamlılık, iktisadilik, verimlilik ve çok yönlü yararlanma ilkelerini belirlemiş ve
uygulamaya koymuştur.
Uzun dönemli politikalarla ve bilimsel verilere dayanılmadığı zaman ormanların tahribi nedeniyle
ülkemizin çeşitli yörelerinde ve yakın zamanda İstanbul’da yaşanan sel felaketlerinde çok sayıda
yurttaşımızın hayatını kaybetmesi ve milyonlarca liralık mal kaybına benzer durumlarla sık sık
karşılaşabiliriz. Bu durum ise daha önce belirttiğimiz, ormanların su rejimini düzenleme yararının
önemsenmemesinin bir sonucudur. Belirtilen felaketlerin yinelenmemesi için yörede orman varlığının
azaltılması değil, tam tersine arttırılması gerekmektedir.
Yine yukarıda özelliklerine değinilen İstanbul ormanlarında yapılacak tahribatın, kısa sürede
giderilemeyeceği ve eski halini almasının çok güç olduğu ve çok uzun süreye ihtiyaç duyulacağı
konusunda sayısız örnek bulunmaktadır.
Bu durumda 3. köprü yapımı ile ilgili olarak ormanlara en az zarar verecek karayolu ve deniz yolu ile
bütünleşen raylı sisteme dayalı bir boğaz geçişi üzerinde durulması uygun olacaktır.
3
ÜÇÜNCÜ KÖPRÜ VE İSTANBUL ORMANLARINA ETKİLERİ KONUSUNDA
RAPOR
Kamuoyunda yapımı büyük tartışmalara neden olan 3. köprünün İstanbul orman ekosistemlerine etkilerini
incelemek üzere İ.Ü. Orman Fakültesi Dekanlığının 24.08.2009 tarih ve 2721 sayılı yazısı ile kurulan
komisyonumuzun hazırladığı rapor aşağıda sunulmuştur.
1. Giriş
3. Boğaz köprüsünün yapılmasının gündeme gelmesi, bundan önce yapılan iki köprüde olduğu gibi
ülkemiz kamuoyunda yoğun tartışmalara neden olmaktadır. Bu tartışmaların odak noktasını genel olarak
zarar görecek çevre ve onun da en önemli öğesi olan orman ekosistemleri oluşturmaktadır. Gerçekten,
bütün medya organlarında ve bilim çevrelerinde 3. köprü ile ilgili yapılan en önemli eleştiriler ormanların
ve su kaynaklarının yok olması konusundadır. Bunun dışında, köprü yapımı ile ilgili olarak karar verilirken
sorunun çözümüne ilişkin elverişli tüm seçeneklerin ortaya konulmadığı, çok amaçlı karar verme
yöntemlerinden yararlanılmadığı ve ormanlar ile yeşil dokunun gerektiği kadar önemsenmediği bilinen bir
gerçektir. Bu raporda, konuya ilişkin İstanbul ormanlarının mevcut durumu, işlevleri, yapılması düşünülen
3. köprünün etkileri üzerinde durularak sonuç ve önerilere yer verilecektir.
2. İstanbul Ormanlarının Mevcut Durumu ve İşlevleri
İstanbul ilinde yaklaşık 540.000 ha orman alanı bulunmaktadır. Söz konusu köprünün yapılması ile
İstanbul ormanları yanında İstanbul’un bazı su havzalarını barındıran Adapazarı Orman Bölge Müdürlüğü
ormanları da etki altına girecektir. Gerçekten, bu ormanlarla birlikte, İstanbul’un kuzeyinin ormanlarla
kaplı olması, kent ve insanları için refahı artıran büyük bir şans oluşturmaktadır. Çünkü bu ormanların
özellikle karbon tutma ve havadaki tozları filtreleyerek ürettiği temiz hava kuzeyden esen hakim rüzgârlar
ile devamlı surette kentin hava ve yaşam kalitesini artırmaktadır. Gelişmiş pek çok batı ülkesinin kent
insanları ve ormancıları, ormanlarının kentlerine sağladığı (Örneğin Paris, Londra ve özellikle Viyana)
temiz hava ile gurur duymaktadır.
Öte yandan, sadece İstanbul Orman Bölge Müdürlüğü ormanlarından, 2008 yılında 390.000 m3 endüstriyel
odun, 820.000 ster yakacak odun üretilmiştir. Her yıl belirtilen miktara yakın odunun para değeri açısından
ülke ekonomisine getirisi azımsanmayacak düzeydedir. Bunun yanında, söz konusu üretim, işlendirme gibi
önemli bir sosyal soruna da çözüm olmaktadır.
İstanbul ormanları orman ürünleri üretimi bakımından ekonomiye büyük yararlar sağlamaktadır. Ancak
İstanbul gibi büyük bir metropolün çevresindeki ormanların hizmet üretimleri üzerinde ağırlıklı olarak
durmak daha yerinde olacaktır.
4
Söz konusu ormanlar ülkemizin biyolojik çeşitliliğini artıran doğal kaynaklarımızın başında gelmektedir.
Ayrıca, İstanbul kentinde halkın önemli gereksinmelerinden biri de kentin yorucu ve bunaltıcı ortamından
uzaklaşarak orman içinde doğanın sakin, huzur verici, estetik yönden zengin ortamında dinlenmektir.
Günümüzde sözü edilen orman varlığının İstanbul halkının belirtilen rekreasyonel gereksinmelerini
karşılayamadığı bir gerçektir.
Öte yandan Eylül 2009 da İstanbul’da meydana gelen ve 30’dan fazla yurttaşımızın hayatını kaybetmesine
ve milyonlarca liralık zarara neden olan sel felaketinin önlenmesi için derelerin havzaları ile birlikte ıslah
edilmesi ve havzalardaki orman varlığının nitelik ve nicelik açısından artırılması gerekmektedir.
İstanbul’un kuzeyindeki ormanlar, aynı zamanda bu kentin içme ve kullanma suyu gereksinimini
karşılayan ve toplam su depolama kapasiteleri 817,6 milyon m3 olan Avrupa yakasındaki Terkos, Büyük
Çekmece, Alibeyköy ve Sazlıdere, Anadolu yakasındaki Ömerli ve Darlık barajları ile 110 milyon m3 lük
Istranca ve 145 milyon m3 lük İsaköy ve Sungurlu (Yeşilçay projesi) derelerinin havzalarını içermektedir.
Özellikle 2. Boğaz köprüsünün yapılması ile İstanbul’un su havzalarının tahrip edildiği bilinen bir
gerçektir. İstanbul’un Elmalı ve Ömerli havzalarında kaçak yapılarla kaplı sahaların, ruhsatlı yapılarınkinin
hemen hemen üç katına ulaşması ve yaklaşık 600.000 nüfuslu Sultanbeyli ilçesinin kaçak olarak Ömerli
havzasında kurulması bu olgunun dramatik birer göstergeleridir. Bu örnekler, 3. Boğaz köprüsünün
İstanbul’un kuzeyinde inşa edilmesi durumunda hem bu köprünün çevre yollarının yapılması sırasında,
hem bu bölgede yapılacak yerleşmelerle İstanbul’un kuzeyindeki ormanların ve dolayısıyla su havzalarının
tahrip edilmelerinin kaçınılmaz olacağını vurgulamaktadır. Bu olgunun yol açacağı sedimentasyon ve
trafik nedeniyle ortaya çıkacak egzoz gazları da baraj göllerinde toplanan suyun doğrudan ve dolaylı olarak
kirlenmesine yol açabilecektir. Özellikle Ömerli baraj gölünde oluşacak kirlilik ile, DSİ’nin önemli
yatırımlarından biri olan Melen Projesinin de olumsuz yönde etkilenmesi söz konusudur.
İstanbul halkının yakından tanıdığı ormanlardan biri yaklaşık 5.500 hektar büyüklüğündeki Belgrad
Ormanıdır. Söz konusu ormanın Muhafaza Ormanı olarak ayrılmasında en büyük etken yüzlerce yıldır
İstanbul’un su ihtiyacını karşılama işlevini yerine getiren 7 adet bendin burada yer almasıdır. Bu suları
yıllardır İstanbul’a taşıyan ve kültürel varlıklardan sayılan çok sayıda tarihi değeri olan su kemerleri de bu
orman içinde yer almaktadır.
Aynı ormandan, içinde İ.Ü. Orman Fakültesinin yer alması nedeniyle, 150 yılı aşan süreden beri ülkemiz
ormancılık eğitiminde, eğitim, öğretim ve araştırma ormanı olarak yararlanılmaktadır. Bu nedenledir ki,
burada yapılan bilimsel çalışmalar sayıca diğer yörelere göre daha fazla olduğu için bu ormana ilişkin
veriler üzerinde ayrıntılı olarak durulmuştur. Şüphesiz, İstanbul’un diğer orman alanları da benzer doğal
zenginliklere sahiptir. Ayrıca Belgrad Ormanında hizmet veren Bahçeköy Orman İşletme Müdürlüğü,
5
1937 yılında Türkiye’de kurulan ikinci orman işletmesi olup, ormancılık tarihi açısından önemli olan bir
işletmedir.
Belgrad Ormanı biyolojik çeşitlilik açısından değerlendirildiğinde bu ormanda, doğal liken ve yosunlardan
20 tür, atkuyrukları ve eğreltilerden 1 tür, açık tohumlulardan 1 tür, kapalı tohumlulardan 380 tür olmak
üzere toplam 402 bitki türü bulunmaktadır. Bunlar içinde genel olarak orman alanını kaplayan meşeler,
hakim ağaç türü olarak büyük önem taşımaktadır. Ayrıca, Belgrad Ormanında 42 tür gündüz kelebeği, 146
kuş türü, yaklaşık 22 memeli türü, çeşitli kurbağalar ve sürüngenler yaşamını sürdürmektedir. Belirtilen
fauna çeşitliliğine ek olarak söz konusu ormanda 100 hektarlık bir Av Hayvanları Koruma ve Üretme
Sahası ayrılmış, bu alanda çok sayıda geyik üretilmiştir.
Sayılan bu özellikleri ile Belgrad Ormanı her kesimden yüz binlerce bireyin rekreasyonel etkinliklerde
bulunmasına olanak sağlamaktadır.
Aynı orman içerisinde yer alan Atatürk Arboretumu ülkemizde ilklerden biri olup, 1949 yılında
kurulmuştur. Floristik zenginliği dünyaca bilinen ve üç ayrı floraya ait 450 türü barındıran Atatürk
Arboretumu bu doğal taksonların hemen hemen tümünü yapısında barındırmaktadır. Dünya ormancılık
bilim çevreleri içerisinde özgün bir konumu olduğu da belirtilmelidir.
Öte yandan Belgrad Ormanı ile birlikte İstanbul ve çevresindeki orman alanları, dünyanın önemli kuş göçü
yoğunlaşma alanlarından olup, yüz binlerce su kuşu, yırtıcı ve ötücü kuş türüne göç döneminde ev
sahipliği yapmaktadır. Bu özellikleri nedeniyle İstanbul Boğazı, ülkemizde ve dünya üzerinde kuş göçünün
en iyi izlenebildiği yerlerden biridir.
Belgrad Ormanından başka İstanbul ili sınırları içinde ekolojik ve biyolojik yönden önemli 10 adet doğal
yaşam mekânı bulunmaktadır. Bunları:
—Terkos ve Kasatura arasındaki ormanlık alan ve kıyı şeridi
—Ağıl Dere ve Ağaçlı Kumulları
—Gümüşdere Kumulları
—Kuzey Boğaziçi
—Büyükçekmece Gölü
—Küçükçekmece Gölü
—Batı İstanbul Meraları
—Ömerli Havzası
—Sahilköy, Şile, Ağva Kumulları, Ağva Deresi ve
—Şile adaları
şeklinde sıralayabiliriz.
6
Yine İstanbul il sınırları içinde biri Sarıyer-Türkmenbaşı, diğeri Beykoz–Polenezköy olmak üzere bitki
örtüsü ve yaban hayatı ile önemli özelliklere sahip peyzaj bütünlüğü içinde halkın dinlenme ve
eğlenmesine uygun tabiat parçaları olan iki adet Tabiat Parkı da vardır. Bu yörelerden Polenezköy, 1852
yılında bağımsızlık mücadelesi veren Polonyalıların yerleşimiyle kurulmuştur. Adı geçen yerleşim yeri,
doğrudan ormanla etkileşimi olan orman içi köy olmasından ve orman–toplum ilişkileri açısından
özgünlük taşımaktadır.
Ayrıca, İstanbul ilinde tabiat ve tabiat olaylarının oluşturduğu pek çok özelliklere ve bilimsel değerlere
sahip doğa koruma sistemi içerisinde korunan Çatalca ilçesinde Subaşı Çınarı Tabiat Anıtı bulunmaktadır.
Benzer şekilde Beykoz Tokatköy’de bilim ve eğitim bakımından önem taşıyan nadir, tehlikeye maruz ve
kaybolmaya yüz tutmuş ekosistemler, türler ve tabiat olaylarının oluşturduğu seçkin örnekleri içeren ve
mutlak korunması gereken, sadece bilim ve eğitim amaçları için kullanılmak üzere ayrılmış
Göknar meşçeresinin bulunduğu Tabiatı Koruma Alanı vardır. Bunun yanı sıra yine İstanbul’da yaban
hayatı değerlerine sahip, korunması gereken yaşam ortamlarının bitki ve hayvan türleri ile birlikte mutlak
olarak korunduğu ve devamlılığının sağlandığı Sarıyer-Feneryolu, Gaziosmanpaşa-Şamlar ve Çatalca–
Çilingoz olmak üzere üç adet Yaban Hayatı Koruma ve Geliştirme Alanı bulunmaktadır.
3. Üçüncü Köprünün Yapılmasının İstanbul Ormanları Üzerine Olası Etkileri
Yukarıdaki açıklamalardan ormanların büyük bir bölümünün İstanbul’un kuzey bölgelerinde bulunduğu
anlaşılmaktadır. Günümüze kadar 3. köprü güzergâhı hakkında kamuoyuna açıklanan somut bir bilgi
bulunmamakla birlikte ilgililerin açıklamalarından anlaşılacağı üzere büyük olasılıkla İstanbul’un
kuzeyinde yer alacaktır. Bu nedenle yukarıda açıklanan orman alanları köprü ve yol inşaatından doğrudan
doğruya etkilenecektir. Bilim çevrelerinin ve değişik meslek örgütlerinin raporlarında köprü ve çevre
yolları inşaatının yüzlerce hektar orman alanını tahrip edeceği ileri sürülmektedir.
5-6 yıl kadar önce 3. Köprü tartışmaları başladığında Fakültemiz öğretim üyelerine bu köprünün ne kadar
yeşil alanı tahrip edeceği sorusu sorulmuştur. Bu soru üzerine yapılan hesaplamalarda 2. Köprü ve çevre
yolları esas alınmış ve bu köprü güzergâhı ile çevre yollarının tamamen orman alanları içinde kalacağı
kabul edilerek İstanbul il sınırları içindeki ormanlarda yaklaşık 350 hektar büyüklüğünde orman alanının
tahrip edileceği hesaplanmıştır. Geçen yıldan bu yana devam eden tartışmalarda ise bu köprünün Kocaeli,
Adapazarı, Tekirdağ ve Kırklareli ormanları üzerinde de etkili olacağı ve bu alanın 5000 hektar civarında
olacağı iddia edilmektedir. Gerçekten tasarlanan güzergahlar üzerinde yapılan incelemelerde çevre yolları
ve bağlantıları ile birlikte daha büyük çapta orman alanının yok olması ve ayrıca ormanların ve çevrenin
olumsuz etkilenmesinin söz konusu olduğu görülmektedir.
3.köprü için tasarlanan güzergahlardan; tüp geçit ve 1.köprüye ilave yapılması seçenekleri bir tarafa
bırakılacak olursa, 1.köprüden kuzeye doğru dört güzergâh üzerinde çalışıldığı anlaşılmaktadır. Konunun
7
uzmanları köprülerin ve şehir içi karayollarının kapasitelerinin çok üzerinde kullanıldığını hemen hemen
gündüz her saatte trafik sıkışıklığı yaşandığını, bu sıkışıklığın çözülebilmesi için 3.köprüye ihtiyaç
olduğunu, ancak bu köprünün şehrin kuzeyinde değil daha güneyde mevcut karayolu ve demiryolları ile
bağlantılı olması gerektiğini, bu şekilde İstanbul’un trafik sorununun belli bir dönem için çözülebileceğini
belirtmektedirler. İstanbul’un kuzeyinde yapılacak bir köprünün İstanbul trafiğine önemli bir katkısı
olamayacağı yine uzmanlar tarafından ifade edilmektedir.
3.köprü güzergâhının bağlantı yollarının büyük ölçüde orman alanları içinde inşa edilmesi olasılığı çok
yüksektir. Bu yollar için Çevre ve Orman Bakanlığından irtifak hakkı alınması yeterli olacak, bu şekilde
Devlet özel kişilere ait arazilerin kamulaştırılması gibi ağır bir yükten kurtulmuş olacaktır. Nitekim
alternatif güzergâhlar içerisinde ormanlara ve su havzalarına en fazla zarar verecek olan Beykoz – Tarabya
güzergâhı ön plana çıkmış bulunmaktadır. Ormanlara, çevreye ve su havzalarına bu kadar büyük zarar
vereceği açık olan ve İstanbul’un trafik sorununa önemli bir katkı sağlayamayacağı görülen bu güzergahta
neden ısrar edildiği ise cevaplandırılması gereken en önemli sorulardan birisidir. Bu güzergahta ısrar
edilmesi bazı kesimler tarafından ileri sürülen “rant yaratma” iddialarını haklı kılmaktadır.
Daha önceki köprü inşaatlarında olduğu gibi, bu köprü ve çevre yollarının yapımında da önemli ölçüde
inşaat malzemesi (taş, mıcır, çimento vb.) gereksinimi olacaktır. Özellikle köprü ve yol inşaatı sırasında
kullanılacak mıcır ve benzeri malzemeler İstanbul’daki taş ocaklarından sağlanacaktır. Taş ocaklarındaki
yoğun üretim sırasında oluşacak gürültü ve toz çıkışı ile birlikte, taşıma sırasında oluşacak trafik yükü,
hava kirliliğine neden olacaktır. Zaten taş ocağı ve taş ocağı tesisi adı altında İstanbul orman alanlarından
verilen izinler 2005 yılı itibariyle 3 milyon m2 civarındadır. Otoyol inşaatları nedeniyle mevcut ve açılacak
taş ocakları, orman alanlarındaki flora ve fauna tahribinin en önemli nedenlerinin başında gelmektedir. Bu
taş ocaklarındaki yoğun üretimin orman ekosistemlerine ve su havzalarına ne yönde bir baskı oluşturacağı
da dikkate alınmalıdır. Ayrıca, Ağaçlı kömür havzalarında olduğu gibi yapılan tahribatın giderilmesi
oldukça güçtür.
Söz konusu köprünün inşaatı sırasında ortaya çıkacak hafriyatın nereye götürüleceği konusu da ayrı bir
sorundur.
Kesilen ağaçlar ile karbon stoğunun yok edilmesi yanında karbonu depolayan vejetasyonun da işlevinin
ortadan kaldırılması söz konusu olacaktır. Küresel iklim değişikliğinin dünyamızı tehdit ettiği günümüzde,
ormanların önemini tekrar tekrar belirtmeye gerek yoktur.
Ülkemizin pek çok yöresindeki ormanlar gibi İstanbul ormanları da yangına hassas bölgelerdir. Buradaki
ormanlar içinden geçecek olan karayolları yangın riskini de beraberinde getirecektir.
Yine yapılması düşünülen 3. köprü ve çevre yollarda kar yağışının olduğu günlerde trafiğinin açık
tutulması için önemli miktarda tuz ve son yıllarda yaygınlaşan buz çözücü kimyasal maddeler
8
kullanılacaktır. Bu ürünlerin araçların lastiklerinden savrularak çevredeki ağaçların yapraklarına
bulaşması, eridikten sonra da drenaj kanalları aracılığı ile toprağa ve derelere ulaşması da çevre ve su
kirliliğine yol açacaktır.
Ayrıca, bütün otoyollarda olduğu gibi, önemli bir sorun da araç egzozlarından çıkan gazların çevreye olan
etkileridir. Egzoz gazlarının bitki örtüsüne ve faunaya olan zararı göz ardı edilmemelidir.
Dünya üzerindeki biyoçeşitliliği tehdit eden etkenlerin başında büyük yaşam ortamlarının daha küçük
yaşam ortamlarına bölünmesi, yaşam ortamlarının kullanım şekillerinin değişmesi gelmektedir. Yollar
yaşam ortamlarının parçalanmasının en önemli sebeplerindendir. Yaşam ortamı parçalanması
populasyonlar veya türler arasında izolasyona neden olmaktadır. Genetik bakımdan yavru verimi ve
doğum oranı düşmekte, ölüm oranı artmakta, dar yayılışlı türlerin yok olmasına sebep olmaktadır. O
nedenle 3. köprü güzergậhına bağlanacak ana ve ikincil yollar yaban hayatını olumsuz etkileyecektir.
Kenarları çitle çevrili oto yollar doğrudan yaban hayvanlarının yaşam alanlarını parçalayarak, hayvan
türlerinin İstanbul’un kuzeyindeki yayılış alanlarını sınırlayacaktır. Ayrıca, Boğaziçi keteni, İstanbul
karahindibası, Kilyos peygamber çiçeği, Riva sığırkuyruğu gibi çok sayıda nadir ve endemik bitki türünün
de yok olmasına yol açacaktır.
Yukarıda açıklandığı üzere kamu arazileri üzerinden geçirilmesi düşünülen yolların büyük bölümü su
toplama havzalarının içinden geçecektir. Yol inşaatı sırasında ortaya çıkacak olan şevler önemli erozyon
alanlarıdır. Bu alanların bitkilendirilmesine kadar geçecek zaman içinde meydana gelecek sediment
taşınma olayları mevcut su kaynaklarının kirlenmesine neden olacaktır.
Bunun yanı sıra yoğun trafiğin gürültüsü bu bölgelerde yaşayan canlıların yaşam alanlarını terk etmesine
neden olacaktır. Halbuki, dünyamız sadece insanların yaşam alanı değildir.
İlk iki köprünün, İstanbul ormanlarının azalması ve İstanbul kentinin kuzeye doğru büyümesi yönünde
yaptığı etkiyi görmemek mümkün değildir. Aynı etki daha büyük ölçüde 3. köprü yapılması halinde de
görülecektir. Gerçekten, var olan her iki köprünün yol güzergâhları çevresinde, kaçak yapılaşma ve
kentleşme, ormanları ve su havzalarını (Elmalı Barajı kullanılmaz hale gelmiştir) yok ederken bu yerleşim
birimleri ne yazık ki daha sonra belediye olmuşlardır.
3. köprü nedeniyle yapılacak yollar, daha önceki örneklerde olduğu gibi her türlü yapılaşma ve yerleşme
için çekim alanları oluşturacaktır. Sözü edilen yapılaşma ve yerleşmeler için de en çekici arazi kamusal
alanlar ve orman alanları olacaktır. Yeni oluşacak yerleşim birimlerinin ve diğer tesislerin ne boyutlara
varabileceğini birinci ve ikinci köprü yollarının neden olduğu yerleşme ve yapılaşmalar göstermektedir.
9
4.Sonuç ve Öneriler
Bilindiği gibi ormanların yararlarını, odun ve diğer orman ürünlerinin kaynağı olması, su üretimi, su
varlığını koruma ve düzenlemesi, toprağı koruması, biyolojik çeşitliliği geliştirmesi, iklim üzerinde olumlu
etki yapması, rekreasyon yönünden yararı, sağlık üzerinde etkili olması, iş alanı ve geçim kaynağı
sağlaması, ulusal savunma ve güvenlik yönünden yararları, şeklinde sıralayabiliriz.
Toplumlar yukarıda sayılan orman işlevlerinin hangilerinden, ne ölçüde yararlanacağı ve ormana ne miktar
alan ayıracağı konusu ile ilgilenmek ve karar vermek durumundadır. Ayrılacak alanın büyüklüğü o ülkenin
doğal, ekonomik, sosyal ve kültürel koşullarına bağlı bulunmaktadır.
Belirtilen kapsamda, yapılacak 3. Köprü için ormanlardan alan tahsis edilmesi halinde, çevredeki
ormanların pek çok yararından vazgeçilecektir. Ayrıca, rekreasyona, turizme, toplumun refahının
artırılmasına tahsis edilmesi gereken alanlar toprak yağması ve spekülasyona kurban edilecektir.
Ancak, bu yararların ithal edilememesi, ikame maddelerinin olmaması, yaşamsal değerde bulunması
konuları da göz önünde bulundurulmalıdır. Ormana ayrılacak alanların büyüklüğünün belirlenmesi ve
ormanların korunması salt siyasi irade değişikliklerine ve özlemlere bağlı kalmamalı, uzun dönemli
politikalarla belirlenmelidir. Çünkü, ülkemiz ormancılığı ve ormancılık eğitimi 150 yılı aşan bir süreden
beri, ormancılığımızda devamlılık, iktisadilik, verimlilik ve çok yönlü yararlanma ilkelerini belirlemiş ve
uygulamaya koymuştur.
Uzun dönemli politikalarla ve bilimsel verilere dayanılmadığı zaman ormanların tahribi nedeniyle
ülkemizin çeşitli yörelerinde yaşanan sel felaketlerinde çok sayıda yurttaşımızın hayatını kaybetmesi ve
milyonlarca liralık mal kaybına benzer durumlarla sık sık karşılaşabiliriz. Bu durum ise daha önce
belirttiğimiz, ormanların su rejimini düzenleme yararının önemsenmemesinin bir sonucudur. Belirtilen
felaketlerin yinelenmemesi için yörede orman varlığının azaltılması değil, tam tersine arttırılması
gerekmektedir.
İkinci başlık altında verilen çok sayıdaki flora ve faunanın büyük oranda zarar görmesi ve neslinin
tükenmesi halinde, bu canlı varlıkların tekrar kazanılması olanağının bulunmadığı da burada
belirtilmelidir.
Yine yukarıda özelliklerine değinilen İstanbul ormanlarında yapılacak tahribatın, kısa sürede
giderilemeyeceği ve eski halini almasının çok güç olduğu ve çok uzun süreye ihtiyaç duyulacağı
konusunda sayısız örnek bulunmaktadır.
3. köprünün yapılması konusunda, medyadan ve kamuoyundan edinilen bilgilere göre, meslek
kuruluşlarından, bilim çevrelerinden, sivil toplum kuruluşlarından ve en son yapılan 10. Ulaştırma
Şurasına katılan uzmanlardan eleştiriler yapıldığı görülmektedir.
10
Bu eleştirilerin yanı sıra, İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Başkanlığınca kurulan İstanbul Metropolitan
Planlama ve Kentsel Tasarım Merkezi (İMP) tarafından 2005–2008 yılları arasında çok değişik alanlarda
çalışan bilim adamları ve teknisyenlerin katılımı ile hazırlanan planlarda da 3. köprüye yer verilmemiştir.
Bu çok geniş kapsamlı çalışmanın dikkate alınmaması, uygulanan yönetim politikalarında bir başka
çelişkiyi ortaya çıkarmaktadır. Çünkü günümüz merkezi yönetiminin uygulamaları ve genel politikası,
yerinden yönetim birimlerine daha geniş karar ve uygulama yetkisi verilmesi yönündedir.
Bu durumda 3. köprü yapımı ile ilgili olarak ormanlara en az zarar verecek karayolu ve deniz yolu ile
bütünleşen raylı sisteme dayalı bir boğaz geçişi üzerinde durulması uygun olacaktır. Saygılarımızla.
13.10.2009
Bu rapor Fakültemiz öğretim üyelerinden Prof. Dr Abdi EKİZOĞLU, Prof. Erdal SELMİ, Prof. Dr. Ahmet HIZAL, Prof.
Dr. Sedat AYANOĞLU, Prof. Dr. Ahmet TÜRKER, Prof. Dr. Ömer KARAÖZ, Prof. Dr. Ayhan KOÇ tarafından hazırlanmış
olup, Fakülte görüşü olarak benimsenmiştir.